Yaşamın Ucuna Yolculuk

   "Sevgi istenilen bir olguya aktarılır, aktarılabilir. Çeşitli anlara, çeşitli insanlara, çeşitli kentlere, caddelere, tepelere aktarılabilir. İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük. Yaşam acısı."
 
   Uykuyu beklediğim kadar hiçbir şeyi beklemedim. Birkaç gündür uykuyu bekliyorum. Gözlerimi anlık kapatmalarım, çabalarım nafile. Uyku ile aramızda başka şeyler var. Tekrar tekrar okunan sayfalar, aynı yazılar, aynı harfler ve aynı noktalar. Acılarım, geceleri nüks ediyor. Göğü kapatan karanlık, ruhumu da örtüyor. Yaşam acısı. Yaşam acısı bu mu? Bu acı mı aynı sayfaları tekrar tekrar okumama yol açan? Hiç ilerleyemiyorum. Hep aynı boşluktayım. Yaşam acısını kavramakta mı zorlanıyorum? Sürekli deftere bir şeyler karalıyorum. Yüküm hafiflemiyor. Başka bir acı yatıştırabilir mi bu acıyı? Deniyorum. Koluma birkaç santimlik bir çizik atıyorum. Kanı bekliyorum. Fakat o da ağırdan alıyor. İçeride kalmaya, yaşama tutunmaya çabalıyor. Aynı yere bir çizik daha atıyorum. Acı beklediğim kadar değil. Fakat kan, kendini gösteriyor. Not defterime birkaç damla düşürüyorum. Kanla yazılanı unutmak zor olsa gerek. Ve yine tek satır ilerlemeden saatlerce oturuyorum. Sabaha karşı, soğuk ve kumruların sesini fark ederek sıyrılıyorum düşüncelerden.

   "İnsan sevgisi zaman zaman yalnızlığımızın boyutlarını aştı, zaman zaman da insanlar yalnızlığımızı birbaşınalığımızdan daha derin, daha dayanılmaz boyutlara iteledi."
   Sabah ve ışık. Bir nebze de olsa, içerideki kendimden uzaklaşıyorum. Kabuktaki benin farkına varıyorum. Çizik hafifçe, ama çok hafiçe sızıldıyor. Önümde yine satırlar. Bu kez ilerliyorum. Kaçınılmaz olandan kaçma çabalarım nafile. Sonu göreceğim. Yazgıyı değiştirmek imkansız. Açım. Kabuktaki ben bunu söyleyip duruyor. Ağrılarım var. Ve inanılmaz yorgunluğum var. Sonu görecek olursam sanki yorgunluğum ve ağrılarım terk edecekler beni. Fakat sona geldiğimde artık oturup kalamayacağımdan korkuyorum. Çıkmak ve haykırmak isteyen beni ne kadar daha bastırabilirim? Bilmiyorum. Düşünceler etrafımdayken saatin ilerlediğini fark ediyorum. Sona hazır olmasam da...
   Evden nasıl çıktığımı pek hatırlamıyorum. Vakit akşamı bulmuş. Bu kez güneşin son ışıkları karşılıyor beni. Kalabalık, yalnız kalabalık arasında kayboluyorum. Bir kitapçıda alıyorum soluğu. Dolaşıyorum, bir kitap alıyorum. Güneşin batışını kaçırmadan sahile doğru yürümek istiyorum. Güneşin önünde gri bulutlar var. Denizden de pek umudum yok. İnsanlardan uzakça bir kıyıda oturup taş binalara arkamı dönüyorum. Soğuk.

   "İnsan neden bu yaşama daha çok katlansın. Neden bu dayanılmaz yalnızlığa daha çok katlansın. Neden bu parlak ve zamansız ışığa daha çok katlansın. Neden kendisiyle birlikte doğmuş olan intihar özlemini daha çok taşısın."
   Arkamdan samimi bir erkek sesi yükseliyor. "Çay vereyim mi abi? Bi kaçak çay iç sıcak sıcak." Bir bardak çay alıyorum. Seyyar iş yapan, bu köşede kalan insanları her zaman daha çok seviyorum. Diğer insanların yapaylığından daha uzak, daha sıcak bakıyorlar. Denizde batıp çıkan bir dalgıç kuşu var. Ölüm ve yaşam arasında gidip geliyor. Çayı mı seviyorum yoksa çayı içtiğim anları mı? Kolum hafifçe sızlıyor çayı yukarı kaldırırken. Hava soğuk. Gökyüzü kapalı. Deniz gri. Yaşamın bir ucunda o duruyor, diğerinde sallantıda olan, ben.
   Tezer Özlü'yle Yaşamın Ucuna Yolculuk, Yapı Kredi Yayınları'ndan. Meselimin sonuna gelmek istemiyorum sanırım bu sefer...

3 yorum :

hep sürsün, hep yaz istiyorum..t.özlü'nün yalnızlığı, acısı benimkine dayanıyor , hayata katlanmama yardım ediyor.teşekkürler...

Hayat sosyal bir trajedidir bana göre! Bu yüzden katlanmak zor elbet ama dayanıyoruz olup biten her şeyi ölürcesine algılayarak!

uykunun bir başka anlamı vardı hep. bilirdim de böyle dillendireni bilmezdim. utanırım, tezer özlü'yü arkalarda bir yerde bıraktığım için.
artık çandarlı'dan selam olsun böcek yiyen.

Yorum Gönder